İnfertilite problemi yaşayan ve çocuk sahibi olmak için uzman bir kliniğe başvuran erkeklerden ilk istenen testlerden biri, semen analizidir. Semen analizi, erkeğin 2-7 günlük cinsel perhiz sonrası elde edilen semen örneğinin içerdiği sperm hücrelerinin sayı, hareketlilik ve şekil bozukluğu yönünden detaylı incelenmesini kapsar.
Sperm sayısı, hareketliliği ve morfolojisi normal olarak kabul edilen değerlerin altında olduğu bireylerde, azalma oranı ne kadar fazla ise çiftlerin çocuk sahibi olması için gereken zaman da o kadar uzayabilmektedir.

Sperm Morfolojisi Nedir?

Sperm morfolojisi ile spermde şekil bozuklukları olup olmadığı incelenir. Dünyada spermlerdeki şekil bozukluklarının tayini için kullanılan en yaygın değerlendirme yöntemleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Kruger kriterlerine göre gerçekleştirilen değerlendirme yöntemidir.

Bu yöntemlerde incelenecek sperm hücreleri özel hazırlık işlemlerinden geçirilerek spermin farklı bölümleri bakımından (baş, boyun ve kuyruk) detaylı değerlendirilirler. Değerlendirme sonucu, normal standartlara sahip sperm hücre oranının belirli bir sayının üzerinde olduğu sonuçlar normal kabul edilir.

Sperm Morfoloji (Şekil) Bozukluklarının Önemi

Çoğu klinikte sperm sadece hareketlilik ve sayı olarak değerlendirilir. Aslında özellikle son yıllarda sperm şekil bozukluğu bizim daha çok önem teşkil ediyor. Sebebi sperm üretimi yaklaşık yetmiş gün süren bir süreçtir ve bu süreçte basit bir tabirle sperm üretiminde kalite kontrol departmanı çalışmaz. Yani üretilen yüz spermden dört tanesinin normal şekle sahip olmasıyla biz bu örneği normal sperm olarak değerlendirmekteyiz.

Bu süreçte eğer belli aşamalarda üretimde bir problem varsa bu sperme genellikle şekil bozukluğu olarak yansıyor. Şekil bozukluğu demek, belli şekil bozuklukları eğer yüksek oranda görünüyorsa spermde biz daha işlem yapmadan kısırlık tedavisi sırasında majör şekil bozuklukları ile tedavinin nasıl bir seyirde gidebileceğini anlıyoruz. Örneğin globozol spermi dediğimiz yuvarlak başlı spermlerin çoğunda göründüğü bir örnekte döllenme problemi yaşayacağımızı biz biliyoruz. Bunun için laboratuvarımızda ekstra önlemler alabiliyoruz. Kuyruğun kısa olması, kafa spermin başında yer alan bir takım ciddi anormallikler bizim tedavi veya teşhis sırasında açıkçası ne şekilde bir yol izleyeceğimizi çok net olarak bize gösterebiliyor. O açıdan spermin morfojik değerlendirilmesi tedavi ve tetkikte son derece önemlidir.

Sperm Morfolojisi Nasıl Olmalı?

Sperm hücresi üç bölümden oluşur. Bunlar; baş kısmı, ortası ve kuyruk kısmıdır. Baş, genetik materyali içermektedir, orta kısım spermin hareket edebilmesi için gerekli olan enerjiyi, kuyruk kısmı ise sperm hareketini sağlar.

Normal bir spermin baş uzunluğu: 4 ila 5 µm
Baş kısmı eni: 2.5 – 3.5 µm
Baş kısmının uzunluk/en oranı: 1.50 – 1.75 olmalıdır.

Kuyruk bölümü, orta kısımdan daha incedir ve kıvrımsız, düzgün biçimli ve yaklaşık 40-50 µm uzunluktadır.

Sperm Şekil Bozukluğu Tedavisi

Hastaların sıklıkla sordukları sorulardan biri, “sperm morfolojisi nasıl düzelir?” sorusudur. Spermdeki şekil bozukluklarını düzeltebilirsiniz demek zordur. Zira kök hücreden başlayan ve olgun bir sperm aşamasına kadar geçen yaklaşık 3 aylık bir üretim sürecinde hangi iç ve dış faktörlerin spermdeki şekil bozukluklarını yaratabildiği konusundaki bilgimiz son derece sınırlı. Problemin kalıtsal olabildiği durumlarda bu yönde bir iyileştirme sağlanması mümkün görünmemekle birlikte, geçici dış faktörlere bağlı olan şekil bozukluklarının bu faktörlerin ortadan kaldırılması sonrası düzelebildiğine yönelik sonuçlar da mevcut.

Günümüze kadar gerçekleştirilen ve bu yönde iyileştirme amaçlı uygulanan vitamin ve besin destekleri içeren çalışmalarda, sperm şekil bozukluklarının iyileştirilebileceği yönünde anlamlı ve kabul edilebilir kesin bir sonuç şimdilik mevcut değil. Bununla birlikte bu tedavilerin özellikle spermin baş bölümünde yer alan genetik yükünde oluşan hasarların azaldığını gösteren sonuçlar mevcut. Dolayısı ile bazı hastalarda adı geçen destek tedavilerinin, tedaviye sperm şekil bozukluklarından ziyade sayı, hareketlilik ve genetik yapının kalitesi olarak katkı sağlayabileceği gözlenmekte.