Üreme organları ile ilgili bir rahatsızlığı olan veya çocuk sahibi olmak amacı ile uzman bir kliniğe başvuran erkeklerde ilk istenen testlerden biri, semen analizi testidir. Semen analizi, erkeğin 2 -7 günlük cinsel perhiz sonrası elde edilen semen örneğinin hacimsel ve yapısal yönden, semen örneğinin içerdiği sperm hücrelerinin de sayı, hareketlilik ve şekil bozukluğu yönünden detaylı incelenmesini kapsar.

Semen analizi yaptıran erkeklerde karşılaşılan en büyük yanılgılardan biri de, testin sonuçları konusunda uzmanlardan yeterli bilgilendirme ve yorum alınamamasına veya alınan bilgilendirmenin yeterince anlaşılamamasına bağlı olarak çoğu zaman gereksiz şekilde yaşanan “hiç çocuk sahibi olmayacak mıyım?” korkusudur.

Semen analizinde incelenen spermlerin sayıca ne kadar yoğun olduğu veya ne kadarının düzgün doğrusal hareket ettiği (mikroskop altında yapılan incelemede yön değiştirmeden ileri doğru hareketlilik gösterdiği) genellikle düzenli ilişki sürecinde çiftlerin gebe kalabilme süreci ile doğrudan orantılıdır. Yani sperm sayısı ve hareketliliğinin normal olarak kabul edilen değerlerin altında olduğu bireylerde, azalma oranı ne kadar fazla ise çiftlerin çocuk sahibi olması için gereken zaman da o kadar uzayabilmektedir. Sperm sayısında ve/veya hareketliliğinde gözlenen ciddi anlamda bir azlık sonucunda uzman doktorlar çiftlerin çocuk sahibi olma şanslarını değerlendirdikten sonra doğrudan tüpbebek tedavileri de önerebilmektedirler.

Sperm sayısı ve hareketliliği yanında en fazla endişe yaratan bir diğer konu, spermlerde gözlenen şekil bozukluklarıdır. Dünyada spermlerdeki şekil bozukluklarının tayini için kullanılan en yaygın değerlendirme yöntemleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Kruger kriterlerine göre gerçekleştirilen değerlendirme yöntemidir. Bu yöntemlerde incelenecek sperm hücreleri özel hazırlık işlemlerinden geçirilerek spermin farklı bölümleri bakımından (baş, boyun ve kuyruk) detaylı değerlendirilirler; değerlendirme sonucu incelenen spermlerde normal standartlara sahip sperm hücre oranının belirli bir sayının üzerinde olduğu sonuçlar normal kabul edilir. Bu oran özellikle Kruger yöntemi ile incelenen örneklerde %4 gibi son derece düşük bir orana tekabul etmektedir ve bu değerin üzerindeki bir oran normal olarak değerlendirilir. Diğer bir deyiş ile, üreme sağlığı yönünden problem taşımadığı görülen erkeklerde de üretilen sperm hücrelerinin %90’ından fazlasında sperm şekil bozukluklarının gözlenmesi aslında olağan bir durumdur.

Spermde şekil bozuklukları (morfoloji) tedavide ne kadar önemli?

Çocuk sahibi olma amacı ile tüpbebek merkezlerine başvuran erkeklerde yapılan analizlerde sperm şekil bozukluğu oranlarının genellikle %4’ün altında olduğu sıklıkla gözlenmektedir. Hatta bazı bireylerde analiz sonucu morfoloji parametresinin karşısında “0” değerinin görülmesi ciddi anlamda panik yapmalarına sebep olabilmekte. Peki bu oran tedavi için ne kadar önemli?

Seman analizinde şekil bozukluğunun incelenmesi gereksinimi özellikle mikroenjeksiyon öncesi döneme dayanmakta. Zira tüpbebek uygulamalarında sadece belirli bir sayı ve hareketlilikteki spermlerin verimli olarak kullanılabildiği “in vitro fertilizasyon-IVF”, yani seçilmiş hareketli spermlerin yumurta hücreleri ile ayni ortama konduğu ve doğal döllenme sürecine bırakılması tekniğinin kullanıldığı vakalarda yapılan çalışmalar, spermin dölleme başarısı ile sperm şekil bozukluklarının şiddeti arasında bir ilişki olduğunu gösterdi. Her ne kadar son 30 yılda tüpbebek ve laboratuar teknolojilerinde ciddi iyileştirmeler yapılmış olsa da, ayni değerlendirme yöntemi mikroenjeksiyonun hayatımıza girmesinden sonra da herhangi bir değişikliğe uğramadan kullanılmakta. Mikroenjeksiyon yani ICSI yönteminde spermler işlemi uygulayan embriyologlar tarafından yüksek optik büyütme ile mümkün olan en uygun şekil ve yapılarına göre seçildiklerinden, özel bazı durumlar dışında morfolojik değerlendirmenin tedavide düşünüldüğü kadar olumsuz bir etkisi yoktur. Zira günümüze değin gerçekleştirilen ICSI uygulamalarında elde edilen tedavi sonuçları ve doğan bebekler incelendiğinde, doğal gebelikler sonucu elde edilen veya IVF yöntemi ile döllenme sonrası elde edilmiş gebelikler ve doğumlara kıyasla anlamlı farklılıklar/riskler gözlenmemektedir. Kısaca özetlemek gerekirse, son yıllarda yapılan bazı bilimsel çalışmalarda bir miktar risk artışı bildirilmiş olsa da, şekil bozukluğu oranı yüksek spermlere sahip olmak çocuk sahibi olamayacağınız anlamına gelmediği gibi, doğacak çocuğunuzun da mutlaka genetik anomali taşıyacağı anlamına gelmemektedir.

Spermde şekil bozuklukları hangi durumlarda önemli?

ICSI tedavisi spermlerin şekil bozukluğuna bağlı tedavi başarısızlığını ciddi anlamda azaltmış olsa da, yukarıda bahsettiğimiz bazı “özel durumlar”da sperm şekil bozuklukları tanı ve tedavinin seyri açısından son derece önem arzedebiliyor. Nadiren de olsa bazı kişilerde gözlenen ve semen örneğinin genelinde yaygın olarak tespit edilmiş belirgin bir tipteki şekil bozukluğunun önceden tespiti kişiye özel tedavi planlaması açısından anahtar görevi görebiliyor. Bu durumlara verilebilecek en güzel örnek “globozoospermi” olarak adlandırılan ve sperm baş kısımlarının belirli bir üretim eksikliği sonucu küresel olarak gözlenmesi (yuvarlak başlı spermler) durumu. Bu üretim eksikliği bu spermlerin yumurtayı dölleme kapasitesini ciddi olarak etkilediğinden, bu şekil bozukluğunun önemsenmediği ve rutin tedavi uygulanan vakalarda genellikle döllenme görülmez ve tedavi iptal ile sonuçlanabilir. Tekrarlayan tedavilerde de ayni durum söz konusu olduğunda çiftlerin tüpbebek tedavilerinden fayda göremeyeceği bilgisi dahi verilebilmektedir. Diğer taraftan deneyimli kliniklerde önceden tespiti yapılmış benzer vakalarda kullanılan özel sperm aktivasyon yöntemleri ile aileler başarılı bir şekilde çocuk sahibi olabilmekteler.
Benzer şekilde, sperm analizinde ayni örnek içinde hem küçük başlı hem de büyük başlı spermlerin yoğun olarak bulunduğu vakalarda kabul edilebilir bir gebelik elde ediliyor olsa bile özellikle gebeliğin ilk üç ayında normal oranların üzerinde bir düşük riski gözlenebilmekte. Bu tip sperm örneklerinin tedavi öncesinde görülmesi, tedaviyi planlayan doktorun da çiftlere gerekli bilgilendirmeyi yaparak alınabilecek önlem ve izlenecek tedavi metodunu data etkin bir biçimde seçebilmesini sağlayabiliyor.

Sperm şekil bozuklukları düzeltilebilir mi?

Muhtemelen hayır. Zira kök hücreden başlayan ve olgun bir sperm aşamasına kadar geçen yaklaşık 3 aylık bir üretim sürecinde hangi iç ve dış faktörlerin spermdeki şekil bozukluklarını yaratabildiği konusundaki bilgimiz son derece sınırlı. Problemin kalıtsal olabildiği durumlarda bu yönde bir iyileştirme sağlanması mümkün görünmemekle birlikte, geçici dış faktörlere bağlı olan şekil bozukluklarının bu faktörlerin ortadan kaldırılması sonrası düzelebildiğine yönelik sonuçlar da mevcut. Günümüze kadar gerçekleştirilen ve bu yönde iyileştirme amaçlı uygulanan vitamin ve besin destekleri içeren çalışmalarda, sperm şekil bozukluklarının iyileştirilebileceği yönünde anlamlı ve kabul edilebilir kesin bir sonuç şimdilik mevcut değil. Bununla birlikte bu tedavilerin özellikle spermin baş bölümünde yer alan genetik yükünde oluşan hasarların azaldığını gösteren sonuçlar mevcut. Dolayısı ile bazı hastalarda adı geçen destek tedavilerinin, tedaviye sperm şekil bozukluklarından ziyade sayı, hareketlilik ve genetik yapının kalitesi olarak katkı sağlayabileceği gözlenmekte.