Bir bebeğe sahip olmak ve onu büyütebilmek için kadının içgüdüsel istekleri vardır. Bir de bu isteğin gerçeğe dönüşmesi için toplumsal gerekliliklerin sağlanması koşulu vardır elbette. Her şey istendiği ve hayal edildiği gibi gerçekleşip de bebeğini kucağına alabilen kadın için vazgeçilmez başka bir içgüdü daha ortaya çıkar; emzirmek.

Bu sürece vücut kendini nasıl hazırlıyor, ne gibi sorunlarla karşılaşılabiliyor, emzirme sürecinde neler yapılmalı?

Hamilelik sürecinde vücutta çok sayıda değişiklik yaşanır. Öncelikle hamileliğin sağlanması için kurulu düzenin saat gibi çalışması gerekir. Doğru zamanda doğru yerde buluşabilen iki seçkin hücre; yumurta ve sperm hamileliği başlatır. Hamileliğin sağlıkla devam edebilmesi, tek başına değil iki kişiyle bir bedenin idaresi için tüm organlar yeni tavırlar alırlar. Böylece doğuma kadar bebeğinize en güvenli yuva kendi vücudunuz olur. Doğum zamanı ve sonrasında da bu düzen bebeğinize hizmet etmeye devam eder.

Bebeğinize en sağlıklı büyümeyi sağlayan şey gene sizden gelen “anne sütü” olacaktır. Göğüslerde acı, hassasiyet, dolgunluk hamileliğin ilk bulgularından biridir. Yapısındaki değişiklikler hamilelik boyunca sürer. Gebeliğe ait salgılanan hormonlarla memede var olan süt kanalları doğum sonrasında emzirmeye uygun halde artar, genişler ve salgı yapmaya hazır hale gelir. Meme boyutunda belirgin değişikliler yaşanmaya başlanır. İlk üç aydaki memelerde hissedilen hassasiyet ilerleyen haftalarda kaybolur. Memelerdeki büyüme sırasında cilt altında damarlar görünür hale gelir ve meme ucu daha koyu renk alarak belirginleşir. Gerilen ciltte kaşıntılar olabilir. Gebeliğin ikinci yarısından itibaren ise memelerden kendiliğinden sıvı geldiği izlenebilir. Bu sıvı süt gibi değil de daha sarı, yoğun kıvamlıdır. Her gebe bu durumu yaşamaz. Hamilelik sırasında memelerden sıvı gelmesi olur ise takipler sırasında doktorla bu durum paylaşılmalıdır. Gelen sıvının rengi oldukça önemlidir. Normal olan sarı-beyaz akıntıların dışında, yeşil ya da kanlı akıntılar mutlaka tetkik edilmelidir. Bir enfeksiyon varlığında gerekli tedavinin doktorunuz tarafından planlanması gerekir. Doğum yapmış ve emzirmiş kadınlarda meme kanseri sıklığının azaldığı bilinen bir gerçektir. Hamilelik sırasında olan meme başı akıntıları çok büyük oranda masumdur, sizi korkutmamalıdır. Doktorunuz tarafından “bu normal bir akıntı, endişe etme” denebilmesi için vücudunuzdaki değişiklikleri mutlaka onunla paylaşmalısınız.

Doğumla birlikte yepyeni bir süreç başlar. Anne vücudunun içinde besleyip büyüttüğü bebeğine artık dokunabilir. Bebek ile anne arasındaki muhteşem paylaşımların en büyüğüdür “emzirmek”. Doğumdan hemen sonra annenin kucağındadır bebeği ve ne yapacağını bilemeden memesini ağlayan bebeğinin ağzına tıkıştırmaya çalışır telaştan. Yeni anne “sütüm gelmiyor mu, bebeğime yetmiyor mu?” diye endişeyle bakar etrafına. Ya ailenin büyük kadınları, ya tecrübeli arkadaşlar işe hemen el koyarlar. Bebek hemşireleri ya da ebe hemşireler anneye doğumdan sonra emzirme eğitimini mutlaka vermelidir. İlk gelen sütün adı “kolostrum” dur. Ağız sütü olarak da bilinir. Bebeğin aşısı yerine geçer. İlk bir haftaya kadar sürebilen, gebelik esnasında da gelebilen bu süt doyuruculuğuna bakılmaksızın bebeğe verilmelidir.

İyi kalitede süt verebilmenin en önemli iki kuralı; annenin bol sıvı tüketmesi ve bebeğini düzenli aralıklarla emzirmesidir. İdeal olanı bebeğin her istediğinde emzirilmesiyse de bu her zaman mümkün olmayabilir. Emzirmede iki memenin de kullanılması gereklidir. Memede biriken, iyi boşalamayan süt sorunlara neden olabilir. Doğru emzirme için annenin rahat pozisyonda olması şarttır. Memenin sadece ucu değil tüm kahverengi alanın (areola) bebek tarafından yakalanması sağlanmalıdır. Emzirme sonrasında ise meme ucu bakımı iyi yapılmalıdır. Sabun ya da başka temizlik malzemelerinin kullanılmasını önermeyiz. Ya anne kendi sütünü meme başına sürüp kurumasını beklemeli ya da meme başı çatlaklarının önlenmesi için üretilmiş, sürdükten sonra tekrar yıkanıp temizlenmesine ihtiyaç duyulmayan kremlerden kullanılmalıdır.

Emzirme döneminin en önemli sorunlarından biri de meme ucu çatlaklarıdır. Asıl olan bu çatlakların oluşumunun engellenmesidir. Doğru emzirme pozisyonu, meme başı temizlik ve bakımının doğru şekilde yapılması, meme ucunun nemli bırakılmaması önleyicidir. Gebeliğin son bir, bir buçuk ayından itibaren alınacak önlemler de meme ucu çatlaklarının önlenmesinde yardımcıdır. Özel üretilmiş kremlerin gebeliğin 34-35. haftasından itibaren kullanılması, özel emzirme sütyenlerinin kullanılmaya başlanması ya da meme başı için üretilmiş pedlerin kullanılması faydalı olacaktır. Her şeye karşın çatlaklar oluştuğunda yaşanan sorun iki taraflıdır. Anne için ağrılı bir emzirme süreci başlar. Bu ağrı dolayısıyla bebeğini emzirmekten çekinen anne, bebeğinin yeterli beslenememesine neden olabilir. İyi boşaltılamamış memede biriken süt bir süre sonra kanallarda tıkanıklıklara neden olabilir.

Meme ucundaki çatlaklar mikroorganizmalar için bulunmaz bir giriş kapısıdır. Sadece anne için değil bebek için de enfeksiyon sıkıntı yaratabilir. Anne sütüyle beslenen bebeklerin ağzında oluşan “pamukçuk” denilen mantar enfeksiyonunun birincil kaynağı meme başı çatlaklarına yerleşmiş mantarlardır. Gerekli önlemlerin alınmasında gecikilir ise memede apse oluşumuna kadar gidebilen enfeksiyonlar başlayabilir. Mastit, meme dokusu enfeksiyonunun ismidir. Annede “süt ateşi” adı verilen durumun yaşanmasına neden olur. Emzirme döneminde karşılaşılan sebepsiz ateşin en önemli odağı memelerdir. Memede başlayan gerginlik, hafif ısı artışı ve ağrılı emzirme mastit için tipiktir. Böyle bir durumun varlığı öncelikle doktor tarafından muayenede konulmalıdır. Basit önlemler; ateş düşürücü tabletler, memenin ılık kompreslerle sağılması ve emzirmeye devam edilmesi sürecin kolaylıkla geriye dönmesine ve düzelmesine yardımcı olur. Ancak ihmal edilen, geç tanınan durumlarda memede sertleşmeler, belirgin ateş, koltuk altında şişlik ile giden meme apsesi gelişebilir ki bu durumda antibiyotik kullanılmalıdır. Gerekli durumlarda ufak cerrahi müdahale ile apsenin boşaltılması iyileşmeyi hızlandırır. Apsenin geliştiği memeden emzirme bir süre durdurulabilir ama anne sağma işlemine mutlaka devam etmelidir. Bu da bebeğin ek gıda ihtiyacını ortaya çıkarıp emzirme sürecinin istenilen uzunlukta sürdürülmesine engel olabilir. Son iki durumun mutlaka doktorunuz tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bazen üzücü şeyler de yaşanabilir ve gebelik sürecinde veya doğumdan sonra yaşanan sorunlar nedeniyle sütün kesilmesi gereken durumlar olabilir. Böyle durumlarda gene doktorun önerisiyle bazı ilaçlar kullanılır. Memeyi sıkıca saran sütyenlerin kullanılması ve meme başının uyarılmaması sütün bir iki hafta içinde üretiminin durmasına neden olur. Emzirmek bir kadın için bebeğiyle kurduğu en kuvvetli duygusal bağdır. Her an bebeğini beslemek için uygun sıcaklıktadır ve ek maliyeti yoktur. Bebeğin büyüme gelişme ve enfeksiyonlara karşı direnç kazanmasında tartışmasız öncelikleri vardır. Bebeğe olan faydaları dışında emziren anne için de ispatlanmış faydaları vardır. Meme, yumurtalık ve rahim kanserine karşı riskler emziren kadınlarda emzirmeyenlere oranla daha düşüktür. Doğum sonrası kanamanın azalmasına, rahmin daha hızlı eski haline gelmesine yardımcı olur. Yanlış bilinen ise sütün istenmeyen gebelikten kadını koruduğudur. Geceleri dahil düzenli emziren kadınlar için ilk üç ay koruyuculuk olduğu söylense de 6 haftadan sonra başlayan yumurtlama fonksiyonları gebelik oluşumu için yeterlidir. Ve emzirme dönemindeki kadınlar için aile planlaması yapılırken ya mekanik yöntemler (prezervatif, spiral, diyafram) ya da östrojen içermeyen hormonal yöntemler tercih edilmelidir. Çünkü östrojen içeren hormonlar sütün içeriğini bozduğu ve emme isteğini bebekte azalttığı gibi süte geçtiğinden kız bebeklerde vajinal kanamalara da yol açabilmektedir. Memeden gebelik, emzirme dönemi dışında sıvı, süt, kan ya da iltihap gelmesi durumunda doktorunuzla mutlaka görüşün. Unutmayın memenizden gelen en masum akıntı bebeğinizi hayata bağlayan sütünüzdür.

Sağlıcakla kalın…