Sağlıklı geçen gebelik sonrasında en fazla merak edilen konuların başında da doğum şekli gelmektedir. Uzmanlar doğum şeklini belirlemek için gebeliğin son haftasını beklemenin uygun olacağını belirtmektedir. Ancak gebelik takipleri boyunca anne adayında bazı riskler takip edilmişse doğum şekline çok daha önceden karar vermek de mümkün olabilmektedir. Her iki doğum şeklinin de bazı avantaj ve dezavantajları bulunmakla birlikte asıl karar verici kişi anne adayının durumu ve gelişimini yakından takip eden hekimi olmalıdır. Her ne kadar farklı platformlardan okudukları kadınların kafalarının karışmasına neden olsa da doğru kararı verecek kişi yine hekimleri olacaktır.

Hangi durumlar sezaryenle doğumu gerektirir?

Bu noktada özellikle ilk doğumlarda bebeğin geliş şekli önem taşımaktadır. Eğer bebek baş aşağı gelmiyorsa yan duruyor rahmin içinde ve makat ters duruyorsa bu gebeliklerin yada bu doğumların vajinal olması çok sıkıntılar yaratabilmektedir. Bu durumda hem bebeğin hem de annenin hayatı riske girebileceği için direkt olarak sezaryene yönlendirilmektedir. Aynı şekilde doğum zamanı gelen kişilerde bebeğin çapı ile annenin pelvis çıkımının çapı arasında bir uyumsuzluk tespit edilirse normal doğuma hiç bir şekilde teşebbüs etmemek gerekmektedir. Yaşanabilecek bir başka sorun da bebeğin plasenta yerleşiminin rahim çıkışına doğru olması durumudur. Bu durumda da bebekten önce plasenta geleceği için bebeğin önünde bloke olacak ve bebek çıkamayacaktır. Böyle bir sorunla karşılaşıldığında da yapılacak şey sezaryene yönelmek olacaktır. Tüm bu fiziksel sorunların dışında sosyal endikasyonlar olarak tanımlanabilecek kadının normal doğumdan korkması durumunda da yine sezaryenle doğum tercih edilebilmektedir. Bununla birlikte ileri yaşlarda olan ve çok az sayıda yumurta ile tedavi sonrasında elde edilmiş bebeklerde de yine riske girmemek için normal doğum tercih edilmemektedir.